Kuzey Amerika’dan Güney Asya’ya kadar birçok farklı coğrafyada yabani şekilde bulunabilen Manolya, yüzyıllar boyunca insanlara esin kaynağı olan bir bitkidir. Batı Hindistan’da uzun süredir yetiştirilen bu bitkiye farklı anlamlar verilmiş ve birçok tapınağın sunağında dekoratif amaçlı kullanılmıştır. Son yıllarda özellikle Yeni Zelanda ve Avustralya’da yapılan çalışmalar sonucunda bazı yeni Manolya türleri üretilmiştir. Bilimsel açıdan incelendiğinde hem biyolojik hem de botanik bilimciler Manolya çiçeğinin ilkel bir yapıya sahip olduğunu söylemektedir.
Evrimsel gelişim görüşü savunmaya “ısrarla” devam eden biyologlar, dünya tarihinin erken dönemlerinde arılar oluşmadan önce dahi Manolyaların varlığını sürdürdüğünü düşünmektedir. Arıların dünya üzerinde var olmadığı dönemde bitkilerde üremenin kanatlı böcekler tarafından yapıldığını “tahmin eden” bilimadamları, Manolya çiçeği dişi üreme organının tozlaşmayı kolaylaştıracak şekilde geliştiğini düşünmektedir. Günümüzdeki fosil kayıtlarına göre bulunan en eski Manolya çiçeğinin yaklaşık olarak “20 milyon” yaşında olduğu düşünülmektedir.
Doğada yabani olarak yetişen Manolya çiçeği genel olarak beyaz renge sahiptir. Saksı çiçeği olarak yetiştirilen Manolya, dayanıklı yapısıyla dış mekan bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Oldukça narin bir yapısı olduğu için birçok insan tarafından kadınların ince ruhu ile özdeşleştirilen Manolya çiçeği, her mevsimde ekilebilmektedir. Ancak yine de kış aylarında dış mekanda yapılacak ekimlerde gece donlarının olmamasına dikkat edilmesi gerekir. Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği öğlen saatlerini pek sevmeyen Manolya, sert rüzgarların esmediği iklimler için uygundur. İklim şartları yıl boyunca şiddetli rüzgarlara neden olursa, Manolya ekilen alanın mümkün olduğunca korunaklı hale getirilmesi gerekir. Ayrıca Manolya’nın kökleri toprağın çok derinine inmediği için çapalamadan kaçınmak gerekir.http://www.herturlu.org/manolya-cicegi/ SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.




